Hiç Unutmuyorum O Günü…
Bir istifanın nasıl hayatımın en doğru kararına dönüştüğünü anlatmak istiyorum.
2024 Ekim ayıydı. Vakko’da çalışırken dolaylı sebeplerle istifa etmek zorunda kalmıştım. O gün, sadece bir işten ayrılmadım. Bir düzenden, bir sistemden de uzaklaştım. Bir daha o “kara düzene” dönmemeye kararlıydım.
O karmaşanın içinde, aklıma güvenebileceğim tek bir kişi geldi. Bir dönem asistanlığını yaptığım: Manevi babam ve akıl hocam, Öğr. Gör. Taner Öztürk. Sakarya’ya gidip her şeyi olduğu gibi anlattım. Çalışma şartlarından, adaletsizliklerden, tükenen motivasyonumdan…
Taner Hoca beni dikkatle dinledi, sonra gülümseyip şöyle dedi:
“Yemek fotoğrafçılığı yapan insan sayısı çok az. Senin sanatsal bakışın bu alana çok şey katar.”
O an bir kıvılcım yandı içimde. Fotoğraf, estetik ve gastronomiye olan ilgim birleşti.
Taner Hoca’nın ileri görüşlülüğü ve yönlendirmesiyle bu alana adım atmaya karar verdim.
Elbette kolay olmadı. Yaklaşık bir yıl boyunca farklı işlerle ilgilendim ama her fırsatta Yemek Fotoğrafçılığı üzerine çalıştım, öğrendim, geliştim.
Sonra hayat beni, enerjisiyle ilham veren bir kadınla tanıştırdı – Tuba Özçakmak.
Onunla nasıl tanıştığımızı ise bir başka yazıda anlatacağım.
Akademisyenlerim bu yönelimi duyunca büyük bir destek verdiler.
Bugün hâlâ öğrencilerine benden “mezun olup kendi yolunu açan bir örnek” olarak bahsediyor olmaları beni çok gururlandırıyor.
Yemek Fotoğrafçılığına Giden Yol
Sevgili meslektaşlarıma ve bölümdaşlarıma buradan sesleniyorum:
Yemek fotoğrafçılığı seçkin (niş) bir alandır. Türkiye’de bu işi profesyonel düzeyde yapan kişi sayısı hâlâ çok az.
Bu alanda yer almak isteyen herkese açık bir kapı var büyük bir pasta, ama hâlâ çok az kişi farkında.
Eğer içinde fotoğrafa, sanata ve yemeğe dair bir tutku varsa, dene.
Çünkü ben denedim ve hayatımın en doğru kararlarından biri oldu.
